top of page

Eğitim ve Mühendis

Bugün bir mühendis olarak eğitimle ilgili bazı değerlendirmelerimi paylaşacak bir sohbeti sizlerle yapmak üzere bu yazıyı kaleme almak istedim.


Bilmiyorum katılır mısınız ? Biz teknik insanlar, alanında okuma yapmaya bayılırız. Okuduğumuz kaynaklardan elde ettiğimiz her bilgi işimize dokunur, işimizi daha rahat ve kaliteli yapmamıza destek olur. Ülkemizdeki eğitim sistemi de en zor şartlarda dahi, sayısal eğitim ve gelecek planlaması yapan teknik insanlar için daha avantajlıdır. Hatta bu durum, okul hayatı sonrası yaşantımızda dahi bize avantaj sağlar, mahallenin güzel kızı size “Beni ne mühendisler, doktorlar istedi de ben sana vardım.” derken sayısal alanın başka mecradaki avantajından bahseder.


Zaman hızlıca akar akar akar… Artık Maslow’un gereksinimler hiyerarşisinin en üst seviyesinde yer alan ihtiyaçlarınız vardır.


Şekil-1: Amerikalı Psikolog Abraham Maslow’un Gereksinimler Hiyerarşisi


Maslow’a göre Kendini gerçekleştirme ihtiyacı, insanın en zor hedeflerini kapsamaktadır. Bu seviyede insanlar, ölüm sonrası hayat için, dünya üzerinde iz bırakmak istemektedirler. Yapılan araştırmalar bu ihtiyacın %10’nun karşılanabildiğini göstermektedir.


Kendini gerçekleştirme gayretinde olan teknik insan, alanında yapacağı çalışmanın geleceğe ve topluma maddi kazanımların ötesinde bir değer katmayacağını düşünür. Üretken ve verimli olduğu bu evrede, illa bir ürün çıkarma gayretindedir. Yaşadığımız genel sorunların temeline inerek ne yapabilirim diye kimseye söylemeden sessiz sessiz düşünür ve araştırır.


Önce mühendis padişahları merak eder, biraz Fatih Sultan Mehmet Han, biraz Abdülhamid Han okumaları yapar. Yüce Yaradan’ın sunduklarının dışında, başarılarının temelinde aldıkları eğitimin büyük öneminin olduğunu düşünür ve aldıkları eğitimi anlamaya çalışır. Bunu anlamaya çalışırken Freud’un Psikanaliz Kuramı’ndan, Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı’ndan bihaberdir. İç motivasyonlarının onlara sağladığı avantajı değerlendiremez. Zira insan psikolojisi ve eğitim alanında okumaları pek yoktur. Ama asla oblomov yani bilinçli tembel değildir.


Bu üretken çağında ortaya çıkaracağı ürünün tüm ülkeye, belki tüm insanlığa faydası olmasını ister, ancak yapacağı bir makinenin, geliştireceği bir yazılımın böyle bir etkisinin olmayacağını düşünür. Etkisi daha büyük bir şey yapmak ister. Toplumun pozitif gelişimine katkı sağlamanın daha önemli olacağını düşünür. Bu saatten sonra dünyalık çalışmalarının hedefi, ölüm sonrası hayatta daha mutlu olmaktır. Bu sebepten, sadaka-i cariye (Öldükten sonra amel defterine sevap yazdıran sadaka) faaliyetlerini artırır. Bunların en kıymetlisi de geride, topluma faydalı, ahlaklı ve iyi eğitim almış evlat bırakmaktır. Gelişimin en güzelinin, en kalitelisinin ve en kalıcısının eğitimle olacağına inanır.


Tam bu aşamada biraz soluk verip bir anımı paylaşmak isterim. Şu anda Ankara’nın güzide bir okulunda yönetici olan Davut Yılmaz Hocamız, çocuklarını izlemeye gelen anne ve babalara hitaben yaptığı bir konuşmada. “Ben çok şanslıyım. Sizin belki bir, belki iki ya da üç evladınız var. Ama benim sizden daha çok evladım var. Şu an sahnedeki çocukların hepsi benim evladım.” diyerek. Öğretmen olmanın değerini vurguladığı konuşma sırasında bir mühendis olarak öğretmenlere gıpta etmedim desem yalan olur. Toplumu yeniden inşa etmeniz gerektiğinde başlayacağınız yerdir eğitim.


Suomi’lerin ülkesi uyanış için güzel bir örnektir. Finlandiya’nın İsveç boyunduruğundan çıkıp Rusya mandası olarak yönetildiği dönemde, günümüzdeki Finlandiya’nın temellerini atan düşünür, filozof ve devlet adamı Snelman ve arkadaşları Fin Milleti’ni ayağa kaldırmak için eğitimi çok etkin kullanmış. Bu süreçte yaşananlar da Grigory Petrov tarafından bir kitapta toplanmıştır.


“Beyaz Zambaklar Ülkesinde Bir Milletin Uyanışı” adlı eserde bahsettiği gibi Snelman ve arkadaşları, aydın olmanın modaya uygun elbise, şapka ve kolalı gömlek giyinmek olmadığını, halkın, iyi bir eğitim aldıktan sonra yüksek bir gelir elde etsinler, geceleri eğlensinler diye aydınları o konuma getirmediklerini söyleyerek aydınlara gerçek sorumluluklarını hatırlatmıştır. İşte bu sorumlu aydınlardan olan Snelman ve arkadaşları milli ruhu uyandırmak ve milli iradeyi güçlendirmeye mecbur olduklarını bilerek bu yönde çalışmışlardır.


Kitabın tamamını okuduğunuzda, tüm yoksulluğa, imkansızlığa ve elverişsiz tabiat koşullarına rağmen az sayıda aydının liderliğinde, askerden, din adamına, öğretmenden doktora kadar farklı meslek gruplarının omuz omuza bir toplumu eğiterek ülkelerini nasıl kalkındırdıkları görülmektedir.


Tüm bu çalışmalar ve sonrasında gerçekleştirilen eğitim reformlarının sonucuna baktığımızda OECD tablolarında en iyi yerde, refah seviyesi yüksek bir Finlandiya görüyorsunuz.


Eğitim alanında uluslararası ölçüm sonuçlarının yayınlandığı raporlarda Ülkemizin’de yukarı eğilimli olması geleceğe olan umutlarımızı artırmaktadır. Yapılan tüm çalışmaları gönülden destekliyor. Bu alanda çalışan tüm eğitim camiasına başarılar diliyorum.


Sağlık ve afiyetle kalın lütfen.


139 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page